February 2012
2 posts
1 tag
Feb 17th
48 notes
3 tags
Ben bu “Ne dilediğine dikkat et” hadisesini anlamıyorum. Çünkü gerçekleşebilirmiş ve aslında yanlış şeyi dilemiş olabilirmişiz fark etmeden. Yani “Yarın işe gitmeyeyim” diye dilediğinde ve işe gidemeyecek kadar hasta olduğunda mesela, birileri gelip sana “Ne dilediğine dikkat etmeliydin” diyebilir. Evren, karma ya da her neyse dileğimi gerçekleştirebiliyorsa,...
Feb 15th
8 notes
January 2012
1 post
2 tags
Jan 26th
13 notes
December 2011
1 post
3 tags
Dec 14th
16 notes
November 2011
3 posts
1 tag
Nov 30th
14 notes
4 tags
“İnsan New Orleans’a ayağını attığı dakikada ıslak, koyu renk bir şey hemen üzerine atlar, azma zamanı gelmiş bataklık köpeği gibi bela olur başına. New Orleans’ın bu etkisinden kurtulmanın tek yolu onu yemektir. Önce benyet’lerden, karavide çorbalarından başlayıp jambalaya’ları, karides fırınları, baharlı turtamsı börekleri, pilavlı kırmızı fasulyeleri,...
Nov 29th
8 notes
1 tag
ölüyorlardı
Sanki sözleşmiş gibi hep sabahları ölüyorlardı, evlerinde ölü bulunuyorlardı beyaz yumuk elleriyle yaşlılar. Sabah kalkmaya davrandıkları yataklarının dibine düşüveriyorlardı. Daha büfelerde dönerler yağ sızdırmaya başlamadan. Gökten düşmüş ölü kuşlar gibi oldukları yerde soğuyorlardı yumuk gözlerle. Her sabah başka bir apartman dairesinde çalıyordu telefon. Civar semtlerden, kentlerden çocuklar...
Nov 15th
11 notes
October 2011
7 posts
2 tags
"Kendinin olunca seversin"
Ne zaman “Senin de çocuklarını severiz inşallah” muhabbetine giren bir teyze/amcayla karşılaşıp “Ben çocukları pek sevmiyorum, yapmayı düşünmüyorum” desem, aldığım cevap “Aaa öyle deme, kendi çocuğunu seversin” oluyor. Hayatında bir defa dahi olsa bu cümleyi kurmuş insanlar, size sesleniyorum: Bu nasıl bir mantık güzel kardeşim? 26 sene boyunca hiçbir zaman...
Oct 31st
6 notes
Oct 26th
10 notes
Oct 25th
5 notes
Oct 12th
24 notes
1 tag
Çocuklarınızı “o hayvan hasta, elleme”, “o arkadaşının ailesi sorunlu, onunla görüşme”, “o çocuğun parası yok, onunla çıkma” diye yetiştiriyorsunuz ya, sonunda iğrenç insanlar oluyorlar.
Oct 12th
18 notes
2 tags
Pek çok ve çeşitli gerçekler vardı. İnsan enerjisini doğru odaklayabilirse, hangi gerçekte yaşamak istiyorsa, belli bir noktaya kadar, onu seçmeyi başarabilirdi. Belki gerçeklerin en katısından bile kurnaz davranabilir, onu bile yenebilirdi. … Kalp hastalığı, kişisel kötü alışkanlıklardan doğuyordu. Kanser, sınai kötü alışkanlıklardan doğuyordu. Savaş da siyasi kötü alışkanlıklardan...
Oct 6th
5 notes
Acil servisteki genç hasta olmak zordur. Herkes kendi derdini bırakıp sana bakar, hele tekerlekli sandalyedeysen. Sanki hiçbirinin bir şeyi yokmuş da, senin trajik bir hikayen varmış. Öyle bakarlar. Onlar hikayeleri sever.
Oct 3rd
8 notes
September 2011
2 posts
1 tag
Sep 30th
3 notes
1 tag
Sep 24th
5 notes
August 2011
1 post
2 tags
Aug 9th
7 notes
July 2011
3 posts
Jul 21st
9 notes
1 tag
“Özel günler” denen naneyle aram iyi değil. Her yıl sevgililer günü, sevgilimle yıldönümümüz ve özellikle doğum günümde dünyanın en çekilmez insanı olarak uyanır, kimseden kutlama duymamak için kimseyle görüşmemeye çalışır, hatta telefonumu kaparım. Bütün gün “kutlama yapmak zorunda olma hissi”nin verdiği stresle zehir olur. Bir plan yapsam muhakkak bozulur. Gece erkenden...
Jul 21st
5 notes
Jul 5th
5 notes
June 2011
1 post
Jun 14th
7 notes
May 2011
1 post
May 14th
17 notes
April 2011
6 posts
1 tag
Gece yalnızlığın katalizörü. Ev soğuk bir yer. Düşünce kristalleşebilen bir şey. Sinaps ışığıyla aydınlanan akçıl bahçelerde kara gözlü hayvanlar yaşar. Kara saçlı insanların bacaklarına sürtünürler. Kılcal bir merhamet uyandırır iniltileri, dalga boyu uzundur.
Apr 27th
2 tags
“Bir arşiv tutuyorlar, dünyadaki bütün medyumlar. İkinci sınıf bir vücudum olduğunu biliyorlar, ikinci el araba gibi. Bir moloz. Tanrı bana vücut yerine bir moloz sattı.” - Timothy Archer, Philip K. Dick
Apr 13th
8 notes
2 tags
Apr 9th
1 tag
Yorgunluğun tuhaf bir konforu var. Sanki evren de seninle birlikte yorulmuş da sana bir şey yapamaz hale gelmiş gibi. Yeterince yorulursan her şey içine işlemeden üzerinden akıp gidiyor. Düşünceler tutunamıyor, sesler tutunamıyor, zemin kayganlaşıyor. Sen, kaygan zemin oluyorsun. Tv karşısında uykuya dalmadan önce hissedilen tatlı uyuşukluğa benziyor. Farkı, uykuya dalamıyorsun. Hiçbir şey vaat...
Apr 7th
12 notes
Sen her gittiğinde kendimi yere atıp seni geri getirene kadar nefes almadan durmak istiyorum, dedim. Cevap vermedi. Uyumuş.
Apr 3rd
15 notes
Acı çeken insanlara kendini paralarcasına yardım etmeye çalışan, hep “orada olan” insanlar bazen kendilerinin yaşamadığı büyük acıları güvenli bir mesafeden deneyimleyen gözlemciler gibi geliyor. Pek iyi biri değilim.
Apr 2nd
March 2011
15 posts
Mar 28th
11 notes
2 tags
ev
Eve özlem duyulur. Ev, dinlenme yeridir çünkü. Eve gelirsin, dışarıdan. Ev, gelinen bir yerdir. Dönülen bir yerdir. Dönülmesi için önce oradan ayrılınması gerekir. Dışarı çıkmak gerekir. Sabah çıkılır evden, akşam eve dönülür. Evde uyunur, akşam yemeği yenir, banyo yapılır, sevişilir. Ev temizlenir, düzenlenir, içindeki anılar kaldırılıp altları süpürülür. Evde misafir ağırlanır, ev sahipliği...
Mar 28th
9 notes
2 tags
bir sabah
Aslı bir sabah uyandığında kendini terliğe dönüşmüş halde buldu. İlk şaşkınlığın ardından “Neyse ki ev terliğiyim” diye geçirdi içinden. - Melis bir sabah uyandığında kendini firketeye dönüşmüş halde buldu. Hayatının son beş yılını zayıflama diyetleriyle geçiren biri için ne hoş sürprizdi bu. - Emin bir sabah uyandığında kendini lens saklama kutusuna dönüşmüş halde buldu. Anlamsız...
Mar 28th
6 notes
1 tag
remzi
Geçenlerde pezevenk kelimesini nasıl öğrendiğimi hatırladım. Anaokulunun bahçesinde bulduğumuz uğur böceğine “uç uç böceğim” tekerlemesini söylerken Remzi sinirlenip “Uçsana lan, pezevenk” diye bağırmıştı da bir küfürü öğreniş anımı zihnime işlemişti. Remzi, büyük adam isimli çocuk, aklıma geldiğinden beri peşinden bir dolu imgeyi sürükledi. Bir nevi madeleine oldu...
Mar 28th
1 tag
Bir şeyler konuşuyorsunuz, kelimeleriniz meyve sinekleri gibi pırpırlayıp duruyor güneşte. Duruyor dediysem lafın gelişi. Denize düşüp balık yemi oluyorlar. Marmara’nın balıkları hep aç. Ben burada duruyorum, omuzumda güneşi hissederek. Ağırlığımı vapura vermemeye çalışarak. Suya yük olmak istemem. Hafif görünürüm ama içimde gavur ölüleri yüzer. Aklımda bir sürü şey birikir, sıkış...
Mar 28th
10 notes
1 tag
fast-food
Yapamıyorum artık. Dayanamıyorum. Bir rahatlayabilsem, bırakabilsem. Bütün kaslarım seferber olmuş, bir baraj duvarı gibi içerde tutmaya çalışıyor idrarı. Öyle kasılmışlar ki yürüyemiyorum bile. Bir dövüş köpeği agresifliğiyle, körlemesine buluyorum yolumu. Başımı kaldırıp bakıyorum, kurtarıcım önümde yükseliyor. Cennetsel bir ışık düşüyor fast-food restoranının üzerine. Uhrevi ürpertilerle...
Mar 28th
1 note
3 tags
mösyö
İki sene önce Paris’te Erasmus öğrencisi olduğum dönem. Bastille’de 6 katlı asansörsüz bir binanın çatı katındaki 18 metrekarelik odada üç kişi yaşıyoruz. Aylardan Aralık. Bok gibi soğuk Paris akşamında evdeki dandik elektrikli ısıtıcıyla ısınmaya çalışarak her zamanki gibi laptoplarımızın başındayız. Zayıflamış ve yorgun haldeyiz. Ömrümüzde görmediğimiz kadar hızlı internet...
Mar 28th
1 tag
kahvaltı
Mmm çok güzel bu mahmurluk hali. Yeni uyandım, kollarımı ve bacaklarımı oynatmadan önce biraz bekliyorum. Bedenimin içinde var olan hareketi hissetmeyi. Karnım karıncalanmaya başlıyor. Geriniyorum. Uzuvlarımın kopup gitmek ister gibi uzaması bana büyük zevk veriyor. Acıktım. Acıktığımı biliyorum. Bu bilgi bana içimdeki sistem tarafından küçük kasılmalar eşliğinde veriliyor. Yapmam gerekeni...
Mar 28th
2 notes
1 tag
mesai
İçtiği su kıpkırmızı iniyordu boğazından aşağı. Ruju akıyordu içine. Her gün karşı pencerede oturup iç çeken iki güvercini fark ettiğinden beri can sıkıntısının insana özgü bir şey olmadığını biliyordu. Kaşındı. Tırnakları uzun ve boyasızdı. Kaşındığında, başkalarının kaşınırken çıkardığı kulak tırmalayıcı sesin çıkmadığını gördü. Buna memnun oldu. Jaluzinin parçaladığı ışık cesetleri sağa...
Mar 28th
2 notes
1 tag
ataraxia
Eriyen bir mum gibi çarşaftan süzülüp şilteye sızıyorum. Karanlıkta koyu bir lekeyim. Boynum imkansız bir açıyla sağa bükülü. Dizlerimin arkasındaki çukurlarda biriken teri içiyor sivrisinekler. Engel olamayacak kadar ölüyüm. Bir kurtarıcı özlemiyle pencereye bakıyorum. Pencere acımasız. Nefes almıyor. Pencere benim kadar ölü. Göğüs kafesimi çatırdatarak dönüyorum. Araba farlarıyla uzayan...
Mar 28th
5 notes
1 tag
tuhaf bir doğum günü hikayesi
Zarif hanımlar ve kibar beyler, biliyorsunuz her insanın hayatında, diğerlerinden daha özel kabul ettiği günler vardır. Doğum günü de bunların başında gelir. Kişi, bu günde dostları ve sevenleri tarafından hatırlanmak, yaşam denen zorluğa bir yıl daha göğüs gerdiği için takdir edilmek ister. Esasında tebrik edilen “doğmuş olmak” değil, yaşamaya devam ediyor olmaktır. Pek çoğumuz...
Mar 28th
12 notes
gece uyanması
Uyandı. Komodinin üzerindeki çalar saatin fosforlu kollarına göre saat ikiyi geçmişti. Uyuyalı çok olmamış, diye düşündü. Havanın aydınlanmasıysa çok uzak. Huzursuzlandı. Anneannesi, geceleri soba bacalarından evlere giren cinlerin hikayesini anlattığından beri gece uyanmalarından korkuyordu. Belki sabah ezanı biraz daha yakın olsaydı. O zaman kaçarlarmış çünkü. Girdikleri evleri dağıtıp...
Mar 28th
3 notes
Mar 21st
4 notes
1 tag
Mar 9th
Mar 6th
2 notes
February 2011
3 posts
1 tag
Feb 19th
19 notes
3 tags
Feb 7th
4 notes
1 tag
Feb 7th
3 notes
January 2011
1 post
Jan 16th
31 notes
December 2010
1 post
Dec 1st
10 notes
November 2010
1 post
Nov 23rd
5 notes
September 2010
1 post
1 tag
İki sevgili sofraya oturduğunda sevgililerden biri tabaktaki son lokmayı ikiye bölüp yarısını karşısındakine ikram eder. O da kalan lokmayı ikiye bölüp yarısını yer. Diğer sevgili yine aynı şekilde. Böylece iki sevgilinin incelik dolu yemek merasimi sonsuza dek sürer.
Sep 27th