Sanki sözleşmiş gibi hep sabahları ölüyorlardı, evlerinde ölü bulunuyorlardı beyaz yumuk elleriyle yaşlılar. Sabah kalkmaya davrandıkları yataklarının dibine düşüveriyorlardı. Daha büfelerde dönerler yağ sızdırmaya başlamadan. Gökten düşmüş ölü kuşlar gibi oldukları yerde soğuyorlardı yumuk gözlerle. Her sabah başka bir apartman dairesinde çalıyordu telefon. Civar semtlerden, kentlerden çocuklar koşuyordu cenazeye. Akrabalar yemek pişirmedeki hünerlerini gösteriyordu tozlanmış evlere akın eden taziye heyetlerine. Helvanın şekeri üzerine kısa bir tartışma, içecekler konusunda bir-iki fikir ayrılığı.
Haberi duyanlar hemen koşuyordu kendi -canlı- yaşlılarına. Kaybetme korkusuyla fotoğraflar, videolar çekiliyor, anılar tazeleniyor, aile öyküleri yaşlı dudaklardan sağılıyordu. Acıların başkalarına ait olmasının sıcaklığıyla ya eve dönülüyor, ya kısa tatillere çıkılıyordu. Sıklaşan ziyaretlerde lekeli ellere yapışılıyordu bırakmamacasına. Ama fayda etmiyordu. Yaşlılar kararlılıkla ölmeye devam ediyor, sabahları çalan telefonlar durmuyor, gassalların elleri her zamankinden daha çok buruşuyordu.
-
rujluelma liked this
-
onikisifirdokuz liked this
-
studioplastico liked this
-
yuzeydebirgerilimvar liked this
-
griadam liked this
-
cunku liked this
-
feyyaz liked this
-
denizguney liked this
-
kakaoyapra liked this
-
cerencandemir reblogged this from nonvideo
-
nonvideo posted this